Bulten.gen.tr
   ANA SAYFA   HABERLER DERS NOTLARI ZİYARETÇİ DEFTERİ  KÜNYE İLETİŞİM
  SİTEMİZİ TANITMANIZI BEKLİYORUZ..... ÜNİVERSİTELER YAZIYOR, BİZ YAYINLIYORUZ......
Bilgilendirme
Burslar
Künye
Mevzuat
Üniversite Radyoları
Üniversiteler
Vizyon ve Misyon
YÖK Bilgi Paylaşım Forumu

 

 Ilgın'ın En Büyük Kent Portalı
     www.ilgin.gen.tr

 

Mor Sertifikalı Ö..
Gezi olayları..
Bir Mesainin Hazin Son..
Yeni Yök Yasa Taslağı..
Sütannesi Oldu Süt Bankası..
Hey On Beşli On Beşli Türküsü..
Yeni Doçentlik Kriterleri..
   
 
Label
 
  Ilk Türk Uçak Fabrikası Neden Kapandı  
“Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim”.....diyerek Türkiye’de dünya standartlarının üzerinde uçak yapmış, ama ne yazık ki siyasi çarkları aşmasına müsaade edilmemişti.
Türk makamlarının hiç bir şekilde ilgi göstermediği Nuri Demirağ’ın uçak yapımı çalışmaları dönemin Amerikan istihbarat örgütü ve yabancı uçak üreticileri tarafından takibe alınmıştı.
Peki kim di bu Nuri Demirağ ?
Nuri Demirağ 1886'da Sivas'ın Divriği kazasında dünyaya geldi.
Divriği Rüşdiye Mektebi'nden mezun olan Nuri bey okuldaki başarısı nedeniyle öğretmen vekili olarak okulda kaldı ve bir süre bu vazifeye devam etti. 1906'da Ziraat Bankası’nın açtığı memurluk sınavını kazanarak, bankanın Kangal kazasındaki şubesine tayin edildi. 400 kuruş maaşla ise başlayan Nuri bey, 1911'de İstanbul'a geldi, tahsilat ve muhasebe başkatipliği ve maliye müfettişliği gibi görevlere atandı.O yıllarda Birinci Dünya Savaşı'nda hüsrana uğramamız nedeniyle, bilhassa Beyoğlu ve Galata semtlerinde gruplaşan azınlıklar tarafından, Türkler'e karsı çirkin sataşmalar başlamıştı. Bu sataşmalardan nasibini alan Nuri bey, “Milli haysiyet ve şerefi, üç bucuk palikaryanın ayakları altında çiğnenen bir hükümete memurluk edemem” diyerek, görevinden istifa etti.
Nuri Bey Ketenciler'de Sabuncu Han yanında küçük bir dükkanda “Türk Zaferi” isminde sigara kağıdı üretmeye başladı. O zamanlarda sigara kağıdı azınlıklar tarafından üretilmekteydi ve üretilen sigara kağıtlarına Türk'leri küçük düşüren isimler verilmekteydi. Bir taraftan ticaretle meşgul olan Nuri Bey, diğer taraftan Milli Mücadele'ye fiilen iştirak ederek, Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'nin Maçka mıntıkasını idare etti. Andoluya silah ve adam gönderdi.
Peki gerçek Nuri bey bu mu? Hayır. Zaman ve süratin çok önemli olduğunu her fırsatta vurgulayan Nuri Bey, uzun süredir kurduğu hayalleri gerçekleştirmek üzere harekete geçti. Çünkü hayalinde oluşturduğu sermayeyi toplamıştı. Yeni proje tayyareydi. Onları Osmanlı İmparatorluğu'nun akıncılarına benzetiyordu. Kazandığı paraları milleti ve devleti sayesinde kazandığını söylüyor ve iş bekleyen milyonlarını Türk ordusunu kanatlandırmak için harcamayı düşünüyordu.
Yıl 1936. Önce İstanbul Beşiktaş'ta hayrettin iskelesinde araştırma atölyesini, sonra da Divrik'te uçuş okulunu kurmaya karar verdi. Amaç; Beşiktaş'ta uçak prototipi, Divrik'te de motor fabrikası kurmaktı. Çünkü demir madeni Divrik'te çıkıyordu.
Ayrıca uzun araştırmalar sonunda Divrik'te 14 çeşit maden buldu. Bunlardan bazıları demir, kömür, krom, amyant, altın, gümüş, bakır, ve platindi. Nuri bey, olası bir uçak kazasında pilotlarının yanmaması için amyanttan pilot elbisesi, hem çok hafif hem de çok sağlam olması nedeniyle de uçak motorlarını platinden yapmayı planlamıştı. Amacını gerçekleştirmek için Divrik'e gönderdiği mühendislere önce modern bir şehir planı hazırlattı. Büyük zorluklar içersinde bugünkü Bayındırlık Bakanlığı'na planı güçlükle onaylattı. Divrik'te kurduğu okulu da bu şehir planına uygun olarak yaptırdı. Demirağ, bu okulun tiyatro ve sinema sahnesinin tanzimi için ünlü rejisör Muhsin Ertuğrul’la beraber defalarca Divriği’ye gitti, geldi.
Etrafına topladığı genç mühendisleri yanına alarak Avrupa'daki yüzlerce uçak ve motor fabrikalarına inceleme gezileri yaptı. Bu gezilerin sonunda; başka ülkelerden lisans alarak uçak üretmenin kopyacılık olduğunu, gelişme ve kalkınmayı olumsuz yönde etkileyeceğini, ülkenin milli gelirinin zaman içerisinde yurtdışına kayacağını söyleyerek kopyacılığa set çekti. Yabancıların ancak demode tipler için lisans verdiğini görünce bu işten tamamen soğudu ve kendi tipini yaratmak için başladı çalışmaya.
1971'de hizmete giren İstanbul Boğaz Köprüsü’nü o 1931 yılında düşünmüş ve 4 yıl süren etütler sonunda köprünün Haydarpaşa-Sirkeci arasında kurulabileceğini önermiş ve projelerini hazırlatıp bir Amerikan firması ile köprünün inşası konusunda prensip anlaşması yapmıştı.. Ama ne yazık ki dönemin hükümeti köprünün şehrin güzelliğini bozacağını ileri sürerek bu projeye izin vermedi ve proje askıya alındı. Demirağ’ın bu projesine hayır diyen zihniyetin devamı olan bir partinin üst düzey yetkilileri de 1971’de boğaz köprüsünün açılışına katılmayacaklardı.
İlk önce ticaretle uğraşan daha sonra müteahhitlik yaparak zengin bir işadamı durumuna gelen Nuri Demirağ, 1936 yılında Beşiktaş’ta Türkiye’nin ilk uçak fabrikasını kurdu. Büyük bir sabır ve azimle işe atılan Demirağ, yanına aldığı mühendislerle Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki yüzlerce uçak ve motor fabrikalarını gezdi.
“Avrupa'dan, Amerika'dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Su halde Avrupa ve Amerika'nın son sistem tayyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir” diyerek milli savunma ve milli kalkınma sanayii konusundaki düşüncelerini ortaya koyan Nuri Demirağ’a bu sözleri pahalıya mal olacak ve bir süre sonra önü kesilecekti. Burada yapılan ilk Türk uçakları uçmaya başladığı zaman Türkiye’de olduğu kadar bütün dünyada da büyük yankı yaptı. Alman Walter Gama motoru taşıyan,
3 bin metreye kadar yükselebile 150 beygir gücündeki bu ilk Türk uçukları, Mısır tarafından büyük ilgi ile karşılandı. Konuyla ilgili olarak Mısır’dan gelen bir askeri heyet, Beşiktaş’taki Nuri Demirağ uçak fabrikasını inceledi ve uçak sipariş etti.
Demirağ 17 eylül 1936'da fiilen teşebbüse geçti ve bir Çekoslovak firması ile anlaşarak Beşiktaş'ta Hayrettin İskelesi'nde, bugün deniz müzesi olarak kullanılan binayı yaptırdı. Nuri Demirağ , Selahattin Alan ile birlikte modern bir uçak fabrikası meydana getirdi. Fabrikada montaj atölyesi, dökümhane, motor ve pervane imalathanesi, malzeme muayene ve tetkik laboratuvarı bulunuyordu.
Beşiktaş’taki uçak fabrikası 10 şubat 1937'de hizmete açıldı
Burada yapılan ilk Türk uçakları uçmaya başladığı zaman Türkiye’de olduğu kadar bütün dünyada da büyük yankı yaptı. Alman Walter Gama motoru taşıyan, 3 bin metreye kadar yükselebilen 150 beygir gücündeki bu ilk Türk uçukları, Mısır tarafından büyük ilgi ile karşılandı. Konuyla ilgili olarak Mısır’dan gelen bir askeri heyet, Beşiktaş’taki Nuri Demirağ uçak fabrikasını inceledi ve uçak sipariş etti.
İlk Türk uçağından sonra Nuri Demirağ, çalışmalarını hızlandırdı. Türkiye’ye bir uçak filosu hediye eden Demirağ için artık yeni bir dönem başlamıştı. Gerektiğinde askeri maksatlar için de kullanılabilecek çift motorlu bir yolcu uçağı yapmak istiyordu. Bu amaçla yeniden uluslar arası iş gezilerine ve incelemelere başladı.Yanına aldığı teknisyen ve mühendislerle Almanya, Çekoslavakya veİngiltere’deki uçak fabrikalarını gezdi.
Adolf Hitler’le temas kurdu ve onun özel izniyle, Almanya'dan 4 mühendis getirtti. Modeli Türk mühendisleri tarafından çizilen ve motorları hariç tüm parçaları Beşiktaş’taki fabrikada yapılan çift motorlu uçağı tezgaha koyduğu zaman bazı muhalifler şöyle konuşmuştu:
“Doğru dürüst yürüyecek yol bile yapamadığımız halde, tayyareler yaparak semalarda yolcu taşıyacağımızı iddia etmek gülünç bir palavracılıktır”
Bütün bu ümit kırıcı sözlere rağmen Nuri Demirağ yılmadı ve Nu.D.38 diye isimlendirilen ilk Türk yolcu uçağını Beşiktaş’taki fabrikada tamamladı. O dönemde çift motorlu uçak yapmak Avrupa’da da önemli bir işti. Uçak tamamlanınca yanındakilere uçağı göstererek “Beni kösteklemeye çalışanlara en iyi cevap budur” dedi. Pilot ve yardımcısıyla beraber toplam 6 yolcu taşıyabilecek şekilde yapılan Nu. D. 38 tamamen madenden yapılmış tek kanatlı, 1.000 km menzilli bir uçaktı. 5 bin 500 metreye kadar tırmanabiliyor, saatte 325 km. Hız yapabiliyordu. 2. Dünya Savaşı’nın ünlü uçağı Dakota’lar ise ancak 3500 metreye tırmanabiliyor ve azami 250 km. Hız yapabiliyordu.
Yıl 1944. İstanbul gazetelerinde şu haberler yeralıyordu.. "Nuri Demirağ Atölyelerinde yapılmakta olan ilk Türk yolcu uçağı tamamlanmıştır. Nu.D-38 adıyla anılan bu uçak 6 kişilik olup, çift kumandalı, 2200 devirli 2 adet 160 beygir gücünde motorla donatılmış ve saatte 325 km sürat yapabilen bir uçaktır.
Boş ağırlığı 1200 kg. Dolu ağırlığı ise 1900 kg.dır. Tam depo yakıt ile 1000 km. Menzile sahiptir. 3,5 saat havada kalabilmektedir. Tavan irtifası 5500 metredir. Tayyarenin modeli Türk mühendisleri tarafından çizilmiş, motorlar hariç tüm aksam Türk teknisyen ve işçisinin elinden çıkmıştır."
İlk tecrübeyi yapan pilotlar ise Basri Alev ve Mehmet Altunbay'dır. Test uçuşlarında hükümetin resmi görevlileri de bulundu.. Müteakip tecrübe uçuşlarına Nuri beyin oğlu galip Demirağ'da katıldı. Demirağ bu uçakla Ankara ve İzmir’in yanısıra Atina ve Selanik’e de gitti.
Türklerin kendi uçaklarını kendilerinin yapması belli başlı uçak fabrikalarını endişelendirdi. Özellikle Nu.D. 38’in yapılması dünya uçak sanayicilerinin dikkatini Nuri Demirağ uçak fabrikasının üzerine çekti. İngiliz ve Almanlar’ın yanısıra Amerika’nın endişeleri daha büyüktü. Herşeye rağmen Türklerin iyi bir uçak fabrikası kuramayacaklarına inanıyorlar fakat yinede bu iş gerçekleşirse ileride büyük bir pazarı kaybetmenin endişesi içindeydiler. 
Telaş içindeki Amerika Uçak Üreticileri Birliği , Nuri Demirağ uçakları ile ilgili bir rapor hazırlamak üzere birliğin başkanı bay Todd’u görevlendirdi. Bay Todd aynı zamanda Amerikan Fotoğraf Servisi şefi idi. Amerikan Fotoğraf Servisi ise, dönemin Amerikan istihbaratının yan kuruluşuydu.
Bay Todd, eşiyle birlikte İstanbul’a gelerek Nuri Demirağ’la görüştü ve uçaklar üzerinde geniş incelemeler yaptı. Todd , şerefine yapılan akrobasi gösterilerini izledikten sonra ağzından şu tarihi cümleler döküldü: “ Ben Türkleri sadece çok iyi silah kullanırlar bilirdim. Ama bu uçakları gördükten sonra Türklerin zeka ve tekniğine hayran kaldım.” Bay Todd’un eşide deneme uçuşlarına katıldıktan sonra şaşkınlığını gizleyemeyerek Türkiye’den böyle bir başarı beklemediğini söyledi.
Nuri Demirağ’ın çalışmalarını Amerika adına takip eden yalnızca Bay Todd değildi. Amerikalı Profesör Brown’ın yanısıra Amerikan Koleji müdürlerinden Prof. Bliss Hum Tington da Nuri Demirağ’ın çalışmalarını yakından takip ettiler. Bay Todd ve Profesör Brown’ın Amerika’ya dönmesinden bir yıl sonra Amerikan istihbaratı Nuri beyin karşısına bir kez daha alenen çıktı.
Takvimler 26 mayıs 1944’ü gösteriyordu. Yapılan test uçuşlarından çok olumlu sonuçlar alınması üzerine "Nu.D-38" uçağı İstanbul-Ankara seferine başladı.. Uçakta 2 pilot, Tasviri Efkar gazetesi sahibi Ziyat Ebuzziya , Vatan gazetesi muhabiri Faruk Fenik ve tayyarenin sahibi Nuri Demirağ vardı. Uçağı Ankara havaalanında Hava Yolları Umum Müdürü Ferruh bey karşıladı. Genel müdürün yanında bir de yabancı vardı. Kendisine sorulması üzerine tayyare meydanında tesadüfen bulunduğunu ve tayyare mühendisi olduğunu söyleyen ve uçak içine girerek inceleme yapan bu yabancı meçhul şahıs da bir Amerikalıydı Anlaşılan o ki, Türk yetkililer Nuri beyi dikkate almasa da Amerika onun çalışmalarını dikkate alıyor özellikle barış zamanında yolcu, savaş zamanında bombardıman uçağına dönüşebilecek şekilde yapılan Nu. D. 38 uçağının sırlarını çözmeye çalışıyordu.
Atölyede yapılan uçakların testleri için bir piste ihtiyaç vardı. Nuri Demirağ hiç tereddüt etmedi bu nedenle Yeşilköy'de, şu anda Atatürk hava limanı olarak kullanılan, Elmas Paşa Çiftliği'ni satın alarak, orada 1559 dönümlük geniş arazi üzerinde, (1000 x 1300) metre ölçülerinde bir uçuş sahası yaptırdı. Bu sahanın üzerine bir de Nuri Demirağ Gök Uçuş Okulu, uçak ve tank tamir atölyesi, hangarlar ile deniz tayyareleri için sahilde bir kızak yapıldı. Portatif bir hangar Almanya'ya sipariş edildi, ancak bedeli ödenmesine rağmen savaşın başlamasıyla Türkiye'ye gelmedi. Bu nedenle ve sabit olan hangar Türk teknik personelince inşaa edildi. Yeşilköy tesisleri 17 ağustos 1941'de törenle hizmete açıldı.
“Türk'ün yaptığı uçakları elbette Türkiye'de yetişen pilotlar uçuracaktır” düşüncesiyle hareket eden Nuri Demirağ, 150 yataklı bir yurdu bulunan Gök Okulu'na üniversitede okuyan veya mezun olmuş öğrenciler alınıyor ve uçuş eğitiminin yanısıra uçağın teknik yapısıyla ilgili eğitimler de verilerek, pilot ve teknisyen yetiştiriliyordu. Pilotaj eğitimi ücretsiz olup her türlü ihtiyacının yanısıra ayrıca her öğrenciye 150 lira aylık veriliyordu.
Demirağ’ın işleri ters gitmeye başlıyor.
Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Alan, Nuri Demirağ’ın en değerli iş arkadaşlarından biriydi.
Fransa’da uçak mühendisliği öğrenimi yapan Selahattin Alan ilk uçak yapıldığında yerinde duramamış, hemen deneme uçuşuna çıkmıştı. Deneme uçuşu Selahattin Alan tarafından başarıyla tamamlanmıştı. İşte bu günlerde Türk hava kurumu yetkilileri, Nuri Demirağ’a sipariş ettikleri 12 adet uçağın tecrübe uçuşlarının Eskişehir’de yapılmasını istedi. Bilgisinin üstünlüğüne rağmen uçuş yeteneği az olan Selahattin Alan, Eskişehir İnönü Kampı’nın açılışına uçağı ile katılmak istedi. Fakat havalananın darlığı sebebiyle alana değil de bir tarlaya inebilen genç Türk mühendisi, önüne çıkan bir hendeği göremeyince çakılıvermiş ve şehit olmuştu.
Bu olay Nuri Demirağ için bir dönem noktası oldu. Zira Türk Hava Kurumu, kazayı öne sürerek, uçakların şartlara uygun olmadığını iddia etti ve siparişlerini almayacağını açıkladı. Nuri Demirağ, Cumhurbaşkanı’ndan, Genelkurmay Başkanı’na kadar bir çok makama mektup yazarak, uğradığı haksızlığın düzeltilmesini istedi.
Türk Hava Kurumu’nun bu tavrı Nuri Demirağ’a uçak sipariş etmeye hazırlanan yabancı ülkelerin de siparişlerini durdurmalarına sebep oldu. Ne cumhurbaşkanı ne de diğer ilgiler Nuri Demirağ’la ilgilenmedi.
Resmi makamların ilgisizliğine karşın halk Nuri Demirağ uçaklarını izlemek için Anadolu'dan Yeşilköy'e trenle geliyor, Nuri Demirağ Hava Meydanı'na olan 3.5 kilometrelik yolu ise yaya olarak katediyordu.
Türkiye'nin ilgilenmediği Nu.D. 38 uçaklarının akrobasi gösterilerini Amerikalı Prof. Brown (solda fötr şapkalı) ağzı açık izledi.
Nuri Demirağ, planlamış olduğu faaliyetlerini ve uğradığı haksızlığı dönemin Başbakanı İsmet İnönü'ye yazılı olarak rapor etti. İlk raporunu 29 kasım 1939'da, ikincisini 26 Ağustos 1940'da verdi. Her iki raporda da; o tarihe kadar yaptıkları tüm işleri anlattı. Genelkurmay Başkanı ve Hava Müsteşarı'nın desteğini aldığını, bazı Türk gençlerini mühendis olarak yetiştirmek maksadıyla yurt dışında okuttuğunu, nazariyatla pratiği birleştirdiğini, yaptığı tüm işlerin plan ve projelerini makamlarına sunduğunu, Divrik ile ilgili hazırladığı tüm plan ve projeleri, elektrik santralı ve baraj bölgelerinin krokilerini, yaptırmayı planladığı okulların fotoğraflarını, Hava Kurumu'nun 65 planörünü teslim ettiğini, kurum tarafından kabul edilmeyen 12 eğitim uçağı ile ilgili tüm gelişmeleri belgelerle anlattı ve yaptığı toplam masrafın 1,5 milyon lira olduğunu belirttikten sonra cümlesini şöyle bitirmiş. "Hoş karakterim buna müsait değil ama, bu parayla farzı-muhal 15-20 adet han - apartman yaptırır, senede 150-200 bin lira gelir alarak istediğim gibi yaşardım fakat yapmadım." Olabilecek herşeyi tek tek sıralayarak konunun milli politika açısından önemini vurguladı ve isteklerini gayet mahçup bir şekilde duyurdu. 
Ancak Ankara Ticaret Mahkemesi, Hava Kurumu'yla ilgili davayı, bilirkişi heyetinin raporunu dikkate almayarak Nuri Demirağ aleyhine karar vermek suretiyle sonuçlandırdı. Bu karardan kısa bir zaman sonra Nuri Demirağ uçuş pisti ve tesisleri istimlak edilerek yıkıldı ve bugünkü Atatürk havalimanı ve Beşiktaş’taki Deniz Müzesi yapıldı. Bu iki karar, Nuri Demirağ'a ait herşeyin bitmesine ve havacılıkla ilgili herşeyin felce uğramasına neden oldu. Her iki karara yurtiçindeki işbirlikçiler, yabancı uçak üreticilerinden daha fazla sevindi..
 Haberin hazırlanmasında ; 1947 basım tarihli “ Nuri Demirağ Kimdir” isimli kitaptan ayrıca Nuri Demirağ’ın damadı Mehmet Kum, Bahattin Adıgüzel, Semih İnceöz ve Tuncay Deniz’in ilgili çalışmalarından istifade edilmiştir.
Bulten.gen.tr ekibi olarak Murat Ay'a (muratay00@gmail.com) teşekkür ederiz.
 
 Yorum Yaz 
Yorum yapmak için üye girişi yapınız.
 E-mail:    Şifre:
 Yorumlar 
  Diğer Kayıtlar
Mor Sertifikalı Öğretmenler Anlatıyor
Gezi olayları en çok kime yaradı?
Bir Mesainin Hazin Sonu: Hayri Kozakçıoğlu
Yeni Yök Yasa Taslağı'nın Düşündürdükleri
Sütannesi Oldu Süt Bankası
Hey On Beşli On Beşli Türküsü
Yeni Doçentlik Kriterleri
YÖK taslağı günümüz koşullarına uygun değil
Bir şehir efsanesinin öyküsü
ÖYP'li Araştırma Görevlilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri!